İçeriğe geç BİZE KATIL

Bir gün küçük bir kız çocuğu banyoda tezgâhın üzerine çıkmış, aynanın karşısında kendisini motive eden sözler söylemeye başlamıştı. “Ben harikayım!”, “Ben muhteşemim!”, “Ben en iyisiyim!”, “Her şeyi yapabilirim!” diyerek kendisini cesaretlendiriyordu. Sonunda aynadaki yansımasına güven dolu bir ifadeyle bakıp gülümsedi ve gününe devam etti.

Kızın annesi bu anları videoya çekerek sosyal medyada paylaştı ve video kısa sürede büyük ilgi gördü. Dünyanın dört bir yanından insanlar bu sevimli videoyu beğendi ve altı yaşındaki bu çocuğun özgüveninden öğrenilecek çok şey olduğunu dile getirdi. Buna benzer, insanları kendilerine güvenmeye ve güçlü olduklarını hatırlamaya teşvik eden yüzlerce video günümüzde sürekli olarak karşımıza çıkıyor.

Üstelik bu yaklaşım yalnızca çocukların kendilerini motive ettiği videolarla sınırlı değil. Bazı kiliselerde pastörler topluluklarını kendileri hakkında güçlendirici ve olumlu sözler söylemeye teşvik ediyor. Kitaplar ve dergiler de insanlara kendi içlerine bakmanın, kendi gerçeklerini keşfetmenin ve kendilerini daha fazla sevmenin önemini anlatıyor. İlk bakışta bütün bunlar oldukça olumlu görünebilir. Kendimizi sevmek önemli değil mi? Kendimize daha fazla değer vermemiz gerekmiyor mu? Olumsuzluklarla dolu bir dünyada, kendimize olumlu sözler söylemek mücadele etmenin iyi bir yolu değil mi? Özellikle özgüven eksikliğinin bu kadar yaygın olduğu bir dönemde, kendimize verdiğimiz değeri artırmaya daha fazla odaklanmamız gerekmiyor mu?

Ancak Hristiyan bakış açısıyla meseleye baktığımızda, çözümün yalnızca kendimizi daha fazla sevmek veya kendimize sürekli olumlu sözler söylemek olmadığını görürüz. Çünkü insanın kendisi hakkındaki düşünceleri her zaman gerçeği yansıtmaz. Bazen gerçekten başarısız olabiliriz. Birini hayal kırıklığına uğratabilir veya bir başkasının bizi hayal kırıklığına uğratmasıyla karşılaşabiliriz. Aynaya bakıp kendimize ne kadar harika olduğumuzu söylesek bile, içten içe bunun doğru olmadığını düşündüğümüz zamanlar olabilir.

Hayat zorlaştığında ve kendimizi daha fazla sevmeye çalışmak yaşadığımız sorunları çözmeye yetmediğinde ne olur? Gerçek özgüveni, değeri, yaşam amacını ve anlamı bulmanın yolu yalnızca aynaya bakıp kendimizi motive etmek değildir. Çözüm, sürekli kendi içimize dönüp kendimize olumlu sözler söylemekte de değildir. Daha iyi, daha zeki, daha başarılı veya daha yetenekli olmaya çalışmak da insanın temel ihtiyacını karşılamaz. Gerçek değeri ve güveni anlamanın ilk adımı, kendi başımıza yeterli olmadığımızı kabul etmektir.

Yeterli olmak zorunda değiliz. Her şeyi başarmak, her konuda başarılı olmak veya hayatımızdaki bütün sorunları kendi gücümüzle çözmek zorunda değiliz. Kutsal Kitap, insanın günahkâr olduğunu ve bir Kurtarıcı'ya ihtiyaç duyduğunu öğretir. Kim olduğumuzu doğru bir şekilde anlamamız, Tanrı'nın kim olduğunu daha iyi anlamamıza da yardımcı olur.

İnsan günahın etkisi altında doğar ve kendi doğal haliyle Tanrı'yı hoşnut edecek kusursuz bir yaşam sürdüremez. Romalılar 8:8'de, “Benliğin denetiminde olanlar Tanrı'yı hoşnut edemez” denir. Efesliler 2:1 ise insanların suçları ve günahları içinde ruhsal olarak ölü olduklarını ifade eder. Kendi içimizde Tanrı'yı hoşnut etmeye yetecek bir ruhsal iyiliğe sahip değiliz. İsa olmadan ne kadar yetersiz olduğumuzu kabul etmek, aslında özgürleştirici bir gerçektir. Çünkü kurtuluşumuzun bizim yeterliliğimize bağlı olmadığını anlamamızı sağlar.

İkinci olarak, Tanrı'nın bize kendimizi daha fazla sevmemizi emretmediğini hatırlamamız gerekir. Kutsal Kitap'ta insanlara kendilerini daha fazla sevmeleri yönünde verilmiş bir buyruk bulunmaz. Bunun önemli bir nedeni vardır: Kendimizle ilgilenmek zaten insan doğasının bir parçasıdır. Kendimiz hakkında olumlu veya olumsuz düşünmek, hepimizin kolaylıkla yaptığı bir şeydir.

Günümüzde “düşük özgüven” veya “düşük özsaygı” gibi kavramları sıkça duyuyoruz. Bunun sonucunda çözümün kendimize daha fazla değer vermek olduğunu düşünebiliyoruz. Ancak Kutsal Kitap'ın sunduğu bakış açısı farklıdır. İhtiyacımız olan şey kendimizi daha fazla yüceltmek değil, Tanrı'ya daha fazla değer vermektir.

Tanrı'nın kim olduğunu ve ne kadar yüce olduğunu daha iyi anladıkça, O'nun tarafından ne kadar sevildiğimizi ve Mesih aracılığıyla bize nasıl bir değer verdiğini de daha iyi anlayabiliriz. Çünkü aradığımız gerçek tatmini yalnızca kendimizi sevmek veya kendimize güvenmek sağlayamaz. Bunun kaynağı bizden daha büyük olan Tanrı'dır. Kim olduğumuzu ve gerçek değerimizin ne olduğunu bize en doğru şekilde gösterebilecek olan da O'dur.

Efesliler 1:3-14 ayetlerinde Tanrı'nın Mesih'e ait olanlar hakkında söylediklerini görüyoruz. Bu bölümde imanlıların Tanrı tarafından seçildiği, O'nun çocukları olarak benimsendiği, bağışlandığı, kurtarıldığı ve Kutsal Ruh'la mühürlendiği anlatılır. Ayrıca Tanrı'nın verdiği mirasa sahip oldukları ve bütün bunların O'nun yüceliğini övmek için gerçekleştiği belirtilir. Dolayısıyla kimliğimiz yalnızca kendi hakkımızda ne düşündüğümüze veya başkalarının bizim hakkımızda ne söylediğine bağlı değildir. Mesih'te kim olduğumuzu anlamak, gerçek değerimizin kaynağını keşfetmemize yardımcı olur.

Üçüncü olarak, İsa Mesih'in yeterli olduğuna ve O'na ait olanların ihtiyaç duyduğu her şeyin nihai anlamda O'nda bulunduğuna inanmalıyız. İsa yeterlidir. Her zaman yeterli olmak zorunda değiliz. Mesih'te, kendi çabalarımızla elde edemeyeceğimiz sevgi, değer, bağışlanma ve yaşam amacı bulunur. Tanrı İsa'yı dünyaya insanların kendilerini nasıl daha fazla motive edeceklerini veya kendi içlerinde nasıl değer bulacaklarını öğretmesi için göndermedi. İsa, insanların kendilerini kurtaramayacakları için geldi. İnsan kendi gücüyle Tanrı'yı hoşnut edecek kusursuz bir yaşam sürdüremez ve kendi günahlarının sonucunu ortadan kaldıramaz. Bu nedenle Mesih, kaybolmuş ve günahın kırdığı insanlara yaşam ve kurtuluş getirmek için geldi. Bu gerçek hepimiz için geçerlidir. Hepimizin Tanrı'nın lütfuna ve kurtarışına ihtiyacı vardır.

Yuhanna 1:12'de, Mesih'i kabul eden ve O'nun adına iman edenlere Tanrı'nın çocukları olma hakkının verildiği söylenir. 2. Korintliler 5:17 ise Mesih'te olan kişinin yeni bir yaratılış olduğunu, eski şeylerin geçtiğini ve yeni bir yaşamın başladığını öğretir. Bu nedenle kimliğimizi Tanrı'nın bizi nasıl gördüğüne göre şekillendirmeliyiz. Kendimizi sürekli olarak yüceltmek yerine, bizi kurtaran ve seven İsa Mesih'e odaklanmalıyız. Mesih'e ve O'nun bizim için yaptıklarına daha fazla dikkat ettikçe, hayatımız boyunca aradığımız derin ve tatmin edici sevginin kaynağını da daha iyi keşfederiz.

Kendimizi kötü, değersiz veya yetersiz hissettiğimiz zamanlarda bu gerçekleri hatırlamak özellikle önemlidir. Böyle zamanlarda yalnızca kendimizi motive etmeye çalışmak yerine Kutsal Kitap'a yönelmek ve Tanrı'nın bizim hakkımızda söylediklerini hatırlamak bize sağlam bir umut verebilir. Efesliler 1:3-14 ayetleri bu konuda iyi bir başlangıç noktasıdır. Bu bölümü okuyarak Tanrı'nın Mesih aracılığıyla bize verdiği kimliği, sevgiyi, bağışlanmayı ve ruhsal mirası hatırlayabiliriz. Tanrı'nın Sözü'ndeki gerçeklerin, içinde bulunduğumuz koşullardan daha güçlü olduğunu görmeye başlayabiliriz.

Gerçek değerimizi bulmanın yolu kendimizi sürekli olarak daha fazla övmekten veya kendi içimizde yeterli olduğumuza kendimizi ikna etmekten geçmez. Gerçek değerimiz bizi yaratan ve kurtaran Tanrı'dan gelir. Hristiyan'ın güveninin temeli, “Ben yeterliyim” demek değil, “Mesih yeterlidir” gerçeğine dayanmaktır. Bu nedenle kimliğimizi kendi başarılarımız, başarısızlıklarımız veya başkalarının bizim hakkımızdaki düşünceleri üzerine kurmak yerine, Tanrı'nın Sözü'nde bizim hakkımızda söylediklerine dayanarak yaşamalıyız. Çünkü kendimizi tanımamızın en güvenilir yolu, bizi yaratan Tanrı'yı tanımaktır.

KAYNAKÇA: https://www.reviveourhearts.com/articles/girl-love-yourself-more/

← Tüm makalelere dön