Daha önce herhangi bir beceriyi öğrenmeye çalıştıysanız, bunun beraberinde getirdiği hayal kırıklığını muhtemelen hatırlarsınız: yetersizlik hissi, monotonluk, vazgeçme ya da daha kolay bir yol bulma isteği… Kutsal Kitap’ı doğru ve derinlemesine incelemeyi öğrenmek de benzer duyguları beraberinde getirir. Bu nedenle Kutsal Kitap’ı çalışırken sabırlı olmamız gerekir.
Yaşadığımız kültür sabrı çoğu zaman bir engel olarak görür ve bizi sabretmek zorunda kalmaktan kurtaracak yollar arar. Televizyon programlarında çatışmalar otuz dakika içinde çözüme kavuşur. Restoranlarda yemekler, sipariş vermemizin hemen ardından servis edilir. İnternet, aklımıza gelebilecek hemen her şeyi kısa süre içinde kapımıza ulaştırır. Müzikler, e-kitaplar ve filmler anında erişilebilir durumdadır.
Arzuları ertelemeyi öğrenmek ve uygulamak, her isteğin anında karşılanmasını teşvik eden ve sabra çok az ihtiyaç duyulan bir kültürde kolay değildir. Bu nedenle anında sonuç alma isteğinin Kutsal Kitap çalışmamıza da sızması şaşırtıcı değildir. Kutsal Kitap’la geçirdiğimiz zamanı bazen hızlıca sonuç almak istercesine ele alırız: “Birkaç dakikam var; bana hemen anlayabileceğim ve beni doyuracak bir şey ver.”
Oysa sağlıklı bir Kutsal Kitap çalışması, sonuçların zaman içinde ortaya çıkmasını gerektirir. Kutsal Kitap’ı tanımak ve anlamak, çalışmamızın haftalar, aylar ve yıllar boyunca birikerek ilerlemesine izin vermeyi gerektirir. Böylece Kutsal Yazılar’ın bir bölümünün diğer bölümlerle ilişkisi, zaman içinde yavaş ve doğal bir şekilde ortaya çıkar. Bu süreç, bir başyapıtın üzerindeki örtünün yavaş yavaş kaldırılarak eserin bütün güzelliğinin ortaya çıkmasına benzer.
Kutsal Kitap’ın üç yüz altmış beş günlük bir plana kolayca sığdırılabilecek şekilde düzenlenmiş bir metin olduğunu düşünmemeliyiz. Onu yalnızca özdeyişlere ve uygulanabilir birkaç maddelik önerilere indirgememeliyiz. Kutsal Kitap düşünce dünyamıza yeni sorular ve gerilimler getirmeli, anlayışımızı genişletmeli ve zorlamalıdır. Tanrı’nın görkemini, yaşam boyunca her gün ve her pasaj aracılığıyla, parça parça ortaya çıkan büyük bir mozaik gibi görmemize yardımcı olur. Bu nedenle Kutsal Kitap çalışmasına istek ve açlıkla yaklaşmak önemlidir. Fakat bunların yanında sabrı da beraberimizde getirmeliyiz. Kutsal Kitap’ı kısa vadeli bir çalışma olarak değil, uzun yıllara yayılan bir öğrenme süreci olarak görmeye hazır olmalıyız.
İlerleyişimiz İçin Sabır
Herhangi bir konuda öğrenci olmak emek ister. Anlayış kazanma süreci kolay değildir ve çoğu zaman hayal kırıklığı da beraberinde gelebilir. Öğrenilen konuya bağlı olarak süreç keyifli olabilir, ancak çaba göstermeden gerçekleşmez. Öğrenmek emek ister. Bu durum Kutsal Kitap’ı öğrenmek için de matematik öğrenmek kadar geçerlidir.
Kutsal Kitap’ı öğrenmenin nefes alıp vermek kadar doğal olması gerektiğini düşünürüz. Tanrı’nın Sözü bizim için bu kadar yararlıysa, onu öğrenmeyi neden zorlaştırsın diye düşünebiliriz. Fakat Kutsal Kitap’ı öğrenmek disiplin gerektirir ve disiplin, insanın doğal olarak benimsediği bir şey değildir. Kutsal Kitap’ı öğrenmek bir disiplin olduğundan, ilerleyebilmemiz için sabır büyük önem taşır.
Kutsal Kitap’ı çalışırken zorlanmayı bekliyor muyuz? Bir pasajı anlamakta zorlandığımızda veya mevcut anlayışımız metnin karşısında yetersiz kaldığında ortaya çıkan gerilimle nasıl başa çıkıyoruz? Yetişkinler olarak artık bir öğretmenin ya da ebeveynin bizi takip etmesi nedeniyle bir çalışma programına bağlı kalmak zorunda değiliz. Bu nedenle öğrenme sürecinde sabırsızlandığımızda genellikle iki yoldan birine yöneliriz.
1.Vazgeçeriz. Kutsal Kitap’ı incelemenin çok karmaşık olduğunu düşündüğümüzde, “Demek ki bu benim yeteneğim değil” diyebilir ve iman hayatımızda bize daha kolay gelen alanlara yönelebiliriz. Kutsal Kitap’ı kendimiz çalışmak yerine vaazları, podcastleri, kitapları veya blogları temel bilgi kaynağımız hâline getirebiliriz. Kutsal Kitap’ı adanmışlık amacıyla okuyabiliriz, ancak onu düzenli ve sistemli bir şekilde öğrenmeye uygun olmadığımızı düşünürüz.
2.Kestirme yollar ararız. Bir metni anlamamanın verdiği belirsizlikten mümkün olduğunca hızlı kurtulmak için, pasajı okur okumaz çalışma notlarına başvurabiliriz. Ya da bir açıklama kitabını hemen yanımızda bulundurup kafamız karıştığı anda ona başvurabiliriz. İnternet sayesinde de aradığımız yardıma ulaşmak artık oldukça kolaydır. Anlamadığımız bir şeyle karşılaştığımızda uzun süre düşünmek veya araştırmak yerine, çalışma Kutsal Kitabı’ndaki açıklamaya bakabilir ya da sorumuzun cevabını internetten arayabiliriz.
Ancak yorumlamaya yönelik yardımın her zaman elimizin altında olması gerçekten öğrenme sürecine yardımcı oluyor mu? Yoksa kolayca erişilebildiği için kitabın kendisini okumak yerine özetlerine veya uyarlamalarına yönelen öğrenciler gibi mi oluyoruz? Aslında kestirme bir yol kullanmak, vazgeçmekten yalnızca biraz daha iyidir. Çünkü öğrenme sürecine gereken değeri vermez. “Bilmiyorum” anının oluşturduğu belirsizliği mümkün olduğunca hızlı ortadan kaldırmak, keşfin getirdiği “Şimdi anladım!” anının etkisini de azaltır.
İlk tepkimizin aksine, bir şeyi öğrenirken kendimizi kaybolmuş veya kafamız karışmış hissetmemiz kötü bir işaret değildir. Aksine, anlayışımızın zorlandığını ve öğrenmenin gerçekleşmek üzere olduğunu gösterebilir. Anlamadığımız noktaların oluşturduğu gerilimi hemen ortadan kaldırmak yerine onunla kalmayı öğrenmek, vazgeçmekten veya kestirme bir yola başvurarak bu zorluğu bastırmaktan daha verimli bir öğrenme süreci sağlayabilir. Anlamadığımız yerlerde bir süre kalmamıza izin vermeli ve anlayışa ulaşana kadar sabırla ilerlemeliyiz. Kutsal Kitap’ı en iyi öğrendiğimiz zamanlardan biri tam da budur.
KAYNAKÇA: https://www.desiringgod.org/articles/when-we-best-learn-the-bible